GÜNCEL TEDAVİ HABERLERİ
Revue Officielle de la Socıété
Françaıse d’O.R.L – Vol. 50 / No 4 - 1998
Rinolojide hipertonik
deniz suyunun (sinomarin®)
önemi
FRECHE CH., CASTILLO L., DE CORBIÈRE S.,
DESSI P., FONTANFI J.P., JANKOWSKI R., PEYNÈGRE R., SERRANO
E., TRAISSAC L.
Giriş
Bütün KBB uzmanları burun lavajının tartışılmaz önemi konusunda
fikir birliğine sahiptir; bu durum enfeksiyöz, iltihabi ve
alerjik patoloji açısından olduğu kadar ameliyat sonrası
dönem için de önem taşımaktadır. Bu basit tedavi yöntemi
yetişkinler için belirli bir öneme sahiptir; sümkürme yeteneği
çok daha kısıtlı olan ya da neredeyse hiç bulunmayan çocuklar
için bu önem çok daha fazladır.
Süt çocukları ve bebeklerde enfeksiyona engel olmak ve rahat
bir solunum sağlamak için burun lavajı temel bir önlem sayılabilir.
Burun lavajlarında kullanılan piyasadaki ürünler çeşitlidir:
%0.9’luk tuzlu su çözeltisi (serum fizyolojik) içeren bu
ürünlerde antiseptik maddeler ve deniz suyundan elde edilmiş
çeşitli katkılar bulunmaktadır.
Bu ürünlerin ortak bir noktası, izotonik olmalarıdır. Çoğu
durumda, lavajın uygulandığı mukozada iritasyon, konjesyon
ya da genellikle de ödem vardır.
Dokulardaki ödem bazı durumlarda önemli obstrüktif sorunlara
yol açar ve hipersekresyonu arttırır; bu da anterior ve postnazal
rinorenin nedenidir.
David PARSONS (1) sodyum bikarbonatla zenginleştirilmiş
hipertonik tuzlu su çözeltisiyle günde birkaç kez burun lavajı
yaparak lokal bir tedavi önermektedir; bu çözelti sahip olduğu
osmoz etkisi nedeniyle, burun kanalları mukozasında ödemi
azaltmak açısından serum fizyolojikten çok daha etkilidir.
Bu preparat mukosiliyer transporta kayda değer bir hız kazandırmakta
ve yerel kortikoitlerin daha derine nüfuz etmesini sağlayarak
etkinliklerini arttırmaktadır (2).
Bu bakımdan doğal osmotik etki yeteneğini kullanarak ödem,
konjesyon ve hipersekresyon gibi olayları azaltmak amacıyla,
aseptik hipertonik deniz suyu içeren bir ürün oluşturmak
rasyonel gibi görünmektedir.
Ancak, burun lavajlarında kullanıldığı zaman, doğal deniz
suyunun hipertonik özelliği nedeniyle burunda tahriş, hoş
olmayan yanma ve batma duygularına yol açtığı bilinmektedir.
Bu bakımdan mukoza tarafından tolere edilebilen (3) en yüksek
tuz yoğunluğunu saptayabilmek için hayvan mukozaları üzerinde
deneysel araştırmalar yapılmıştır.
Bulgular %70 ‘lik bir normal tuzluluk oranının tolere edilebildiğini
ve %70 oranında bir tahriş fenomeni olmadığını göstermiştir.
Bu nedenle deniz suyunda da aynı yoğunluk tercih edilmiştir.
SINOMARIN ® adlı ürünün bileşimi de aşağıdaki gibidir:
- Sodyum klorür (23,00 g/l)
- Sülfatlar (2,30 g/l)
- Magnezyum (1,04 g/l)
- Kalsiyum (0,31 g/l)
- Potasyum (0,42 g/l)
- Çinko eser miktarda
- Bakır eser miktarda
Alkali pH da ürüne tolerans açısından önemli bir unsurdur.
Sonuç olarak, bu ürünün etkisini yorumlayabilmek ve özellikle
toleransını görmek amacıyla çokmerkezli, açık ve karşılaştırmasız
bir tedavi çalışması gerçekleştirdik.
KRONİK SİNÜZİT
Tıbbi veya Cerrahi Bir Hastalık mı?
David S. Parsons, MD, FAAP, FACS
Klinisyenler pediyatrik sinüs cerrahisinin endikasyonlarını
ciddi olarak incelediklerinde, şimdiye dek tatminkar biçimde
cevaplanmamış olan bir soruyla karşılaşırlar. "Maksimal
tıbbi tedavi" nedir? Sinüs cerrahisine ilişkin artan
sayıda makale "maksimal tıbbi tedavi" başarısız
olduktan sonra çocukların ameliyathaneye alındığını belirtmektedir.
Eleştirmenler haklı olarak daha iyi bir tanım yapılmasını
istiyorlar ve cerrahları maksimal tıbbi tedavi yollarının
ne zaman uygun şekilde tüketildiği konusunda sorguluyorlar.
Bu makale, okuru, uygun bir tıbbi değerlendirmenin ne olduğunu
daha iyi tanımlamaya ve yeterli tıbbi tedavinin başarısızlığının
ne zaman haklı görülebileceğini sorgulamaya teşvik ediyor.
Yeterli tıbbi tedavinin başarısız oluşu, cerrahi tedavinin
artık kabul edilebilir olduğunu düşündürüyor. Biz bu soruları
cevaplamaya çalışırken, daha temel ve cevaplanması gereken
bir soru karşımıza çıkmakta—Kronik sinüzit, tıbbi bir hastalık
mı yoksa cerrahi bir hastalık mı?
Yıllar önce, yazar çocuklarda kronik sinüzitin tıbbi mi yoksa cerrahi
mi bir hastalık olduğu sorusuna yeterli bir cevap verildiğine inanmıştı.
Vardığı sonuca göre kronik sinüzit açıkça cerrahi bir hastalıktı. Dünya
çapında asker yakınlarından oluşan bir hasta popülasyonuyla ilgilendikten
sonra yazar bu kararı vermişti. Wilford Hall USAF (Amerikan Hava Kuvvetleri)
Tıp Merkezinde, sevk edilen hasta sayısının yüksekliğinden ötürü fonksiyonel
endoskopik sinüs cerrahisi (FES) için bekleme sırası 2 yılı aşmaktaydı.
Cerrahiyi beklemekte olan bu çocukları mümkün olduğunca rahatlatmak ve
sağlıklı tutmak için tıbbi bir tedavinin geliştirilmesi gerekiyordu.
Uzun-süreli geniş-spektrumlu (tam dozda yinelenen kürlerle veya profilaktik
olarak) antibiyotik tedavisine, günde iki yada dört defa uzun-süreli
günlük nazal steroidlere ve çeşitli solüsyonlarla nazal irigasyona rağmen
çok az sayıda hasta bekleme listesinden çıkabildi. Bu durum yazara, tıbbi
tedavinin yeterli olmadığını ve bu çocuklarda hastalığın cerrahi olduğunu
gösteriyordu.
Bu noktada kabul edilen görüş, kronik sinüzitin enfeksiyöz bir hastalık
olduğu ve uzun-süreli antibiyotik tedavinin başarısız olmasının cerrahi
girişimin gerekli olduğunu doğruladığı idi. Ne var ki deneyimler arttıkça
bu görüşün doğru olmadığı görüldü. Yeterli olmayan bir tıbbi değerlendirme
yapılarak tedavi çok sınırlı tutulmuştu. Daha ayrıntılı öykü alındığında
ve daha geniş bir inceleme çalışması yapıldığında, yazarın görüşü değişti—çocuklarda
kronik sinüzit genellikle tıbbi olarak tedavi edilebilen bir hastalıktır
ve cerrahi sıklıkla gerekli değildir.
Akut, subakut ve kronik sinüzitte bulunan patojenlerle ilgili olarak
çok sayıda makale yazılmıştır1,3,6,11,13,16. Bu makaleler sinüzitin primer
olarak enfeksiyöz bir etiyolojiye sahip olduğu görüşünü desteklemektedir.
Akut ve subakut hastalıkta yapılan çalışmalarda izole edilerek kültürde
çoğaltılan patojenik organizmalar daha sabit kalma eğilimi göstermesine
karşın16,17, kronik sinüzitte aynı iyi tanımlanmış bakteriyel patojen
popülasyonları görülmemektedir.1,3,6,11,13 Anaeroblar bunun klasik bir
örneğidir. Çalışmalar değişken biçimde, enfekte paranazal sinüslerden
kültüre edilen anaerobların oranının %2 ile %100 arasında değiştiğini
göstermiştir.1,3,6,11,13,16 Kronik sinüs hastalığının mikrobiyolojine
ilişkin birçok çalışmada endoskopiyle örnekler alınmış ve sonuçlar kantitatif
olarak belirtilmemiştir. Bu çalışmaların değerlendirmek özellikle güçtür.
Bu değişkenlik, örnek alma yöntemine veya laboratuar tekniğine yüklenebilir
ama aynı zamanda hastalığın etiyolojisinin enfeksiyöz olmayabileceğini
de gösterebilir. Primer, altta yatan neden sinonazal mukoza ödeminin
başka bir etiyolojisiyle de ilgili olabilir.
Sinüzit patojenlerine ilişkin bir otolaringoloji çalışması, izole edilen
bakterilerin çoğaldığı birçok kültürde büyük bir değişkenlik olduğunu
ortaya koymuştur. Araştırmayı yapan cerrah bu yüksek değişkenliğe sahip
ve düzensiz bulguların yayınlanmasının kesinlikle kabul edilmeyeceğine
inanarak umutsuzluğa kapılmıştır (A. Lenis, kişisel iletişim, 1995).
Bu çalışmada gösterilen tutarsızlık, kronik sinüzitin başka etiyolojilere
atfedilebileceğini ve enfeksiyöz hastalık yönünün sekonder olabileceğini
desteklemektedir. Bu düşünce, kronik sinüziti yalnızca antibiyotiklerle
tedavi eden klinisiyenlerin dikkatlerini sekonder bir enfeksiyona, fırsatçı
bir enfeksiyona yöneltebildiklerini veya hiçbir enfeksiyonun bulunmadığını
düşündürmektedir.
Burada tanımlanan patofizyolojik model, burunda ve paranazal sinüste
mukoza ödemine neden olan her hangi bir şeyin sekonder olarak sinüzite
yol açabileceğini düşündürmektedir. Eğer bu doğruysa, hastalığın primer
nedeni, bakteriyel değil, ama sinonazal enflamasyonun altta yatan sebebi
olan şeydir. Bu büyük ayırıcı tanı için kronik sinüzitle ilgili daha
geniş çalışmalar yapılmalıdır.
______________________________________________________________
University of Missouri School of Medicine, Columbia, Missouri
________________________________________________________________________
OTOLARYNGOLOGIC CLINICS OF NORTH AMERICA
________________________________________________________________________
VOLUME 29 NUMBER 1 FEBRUARY 1996
Literatürün tamamını MS Word formatında indirmek için (sağ)
tıklayınız 
Pediyatrik kronik sinüzitte normal salin
ve hipertonik salin ile nazal yıkama tedavisinin karşılaştırılması
David Shoseyov, MDa, Haim Bibi, MDb, Pintov Shai, MDc, Nurit
Shosayov, MDd,
Gila Shazberg, MDa, and Haggit Hurvitz, MDa
Jerusalem, Ashkelon, Zerifin, and Rehovot, Israel
Arka Plan: Kronik sinüzit çocuklarda, özellikle alerjisi
olanlarda, sinüs drenajındaki azalmanın neden olduğu sık
görülen bir hastalıktır. Hipertonik NaCl çözeltisinin mukosiliyer
klirensi ve siliyer vuruş sıklığını arttırdığı gösterilmiştir.
Amaç: Randomize çift-kör bir çalışmayla kronik sinüzitte
hipertonik salin (HS) (%3.5) ve normal salinle (NS) (%0.9)
nazal yıkamanın etkilerini karşılaştırdık.
Yöntem: Yaşları 3 ile 16 arasında olan 30 kronik sinüzit
hastası çalışmaya alındı. Hastalar randomize olarak yaşa
ve hastalık şiddetine göre eşlenmiş iki tedavi grubuna ayrıldı.
Her hasta 4 hafta süreyle HS veya NS ile tedavi edildi. Bütün
hastalar çalışmanın başlangıcında ve 4 hafta sonra iki klinik
skorla (öksürük ve nazal sekresyon/postnazal drip (PND))
ve bir radyoloji skoruyla değerlendirildi.
Bulgular: HS grubunda bütün skorlarda anlamlı bir düzelme
oldu (ortalama ± SD): öksürük skoru, 3.6 ± 0.51’den 1.6 ±
0.74’e; nazal sekresyon / PND skoru, 2.86 ± 0.35’ten 1.6
± 0.74’e; ve radyoloji skoru, 8.06 ± 1.28’den 2.66 ± 1.04’e
değişme gösterdi. NS tedavi grubunda, yalnızca PND skorunda
anlamlı düzelme oldu (2.66 ± 0.49’dan 1.53 ± 0.83’e) ama
öksürük skorunda (3.53 ± 0.52’den 3.33 ± 0.49’a) ve radyoloji
skorunda (8.13 ± 1.25’ten 7.86 ± 0.91’e) anlamlı bir düzelme
olmadı. Çalışmanın bitmesinden 1 ay sonra yapılan klinik
gözlemde her iki grupta çalışmanın bitimiyle karşılaştırıldığında
bir değişim olmadığı saptandı.
Sonuç: HS ile nazal yıkama kronik sinüzitin tedavisinde
etkilidir.
(J Allergy Clin Immunol 1998:101:602-5).
Anahtar sözcükler : Hipertonik salin, kronik sinüzit
Literatürün tamamını MS Word formatında indirmek için (sağ)
tıklayınız 
Original Paper
Int Arch Allergy Immunol 2005;137:310–314 DOI: 10.1159/000086462
Nasal Rinsing
with Hypertonic Solution: An
Adjunctive Treatment for Pediatric Seasonal Allergic
Rhinoconjunctivitis
Werner Garavello (a), Federica Di Berardino (b), Marco
Romagnoli (a), Giuseppe Sambataro (b), Renato Maria Gaini
(a)
a Department of Otorhinolaryngology, Department of Neurosciences
and Biomedical Technologies, University Milano-Bicocca, Monza;
b Department of Otorhinolaryngology, University of Milano,
Milano, Italy
Hipertonik Solüsyon ile Nazal
yıkama:
Pediatrik Mevsimsel Alerjik Rinokonjunktivitte
Bir Tedavi Desteği
Werner Garavello (a), Federica Di Berardino (b), Marco
Romagnoli (a), Giuseppe Sambataro (b), Renato Maria Gaini
(a)
a Department of Otorhinolaryngology, Department of Neurosciences
and Biomedical Technologies, University Milano-Bicocca, Monza
; b Department of Otorhinolaryngology, University of Milano,
Milano , Italy
Anahtar Kelimeler
Çocuk, polen, hipertonik solüsyon, nazal lavaj, rinokonjunktivit
Arka Plan: En
son elde edilen sınırlı sayıdaki bulgular pediatrik alerjik
rinitlerde hipertonik tuzlu su lavajının ek bir tedavi modeli
olarak işe yaradığını söylemektedir. Bu çalışmanın amacı
mevsimsel polen rinokonjunktiviti olan çocuklara, hipertonik
solüsyonlarla nazal irrigasyonun, rutin olarak önerilip önerilemeyeceğini
açıklığa kavuşturmaktır. Yöntem: Mevsimsel
polen rinokonjunktiviti olan k rkdört çocuk seçildi. Yirmiiki
hasta 7 hafta süren polen sezonu boyunca günde üç defa hipertonik
tuzlu su ile nazal yıkama uygulanmak üzere randomize edildi.
Yirmiiki hasta ise hiç nazal irrigasyon yapmadılar ve kontrol
grubu olarak seçildiler. Her gruptan yirmişer hasta çalışmayı
tamamladı. Kızarma ve kaşınma gibi oküler semptomların yanısıra
nazal akıntının ve burun tıkanıklığının olup olmamasına dayanan
bir ortalama günlük rinokonjunktivit skoru, polen sezonunun
her haftası için hesaplandı. Gerekli olduğunda hastaların
oral antihistaminik kullanmasına izin verildi ve hafta başına
ortalama ne kadar ilaç aldıkları da ayrıca hesaplandı. Bulgular: Aktif
grupta ortalama haftalık rinokonjunktivit skoru tüm polen
sezonu boyunca azaldı. Bu fark çalışmanın 6.cı ve 7. ci haftlarında
istatistiki olarak anlamlıydı. 7 haftanın 5’inde istatistiki
olarak anlamlı olacak şekilde oral antihistaminik kullanımında
azalma gözlendi. Aktif grupta hiçbir yan etki rapor edilmedi. Sonuç: Bu
çalışma mevsimsel alerjik rinokonjunktivitli pediatrik hastalarda
hipertonik tuzlu su kullanımını desteklemektedir. Bu tedavi
yönteminin hasta uyumu yüksek, ucuz ve etkin olduğu kanıtlanmıştır.
Literatürün tamamını MS Word formatında indirmek için (sağ)
tıklayınız
Literatürün tamamını PDF formatında indirmek için (sağ)
tıklayınız 
The Laryngoscope : Volume 107(4) April 1997 pp 500-503
Mukosilier Klirens ve Tamponlanmış Hipertonik Solüsyon
Talbot, Andrew R. MD; Herr, Timothy M. MD; Parsons, David
S. MD
The Laryngoscope : Volume 107(4) April 1997 pp 500-503
Mucociliary Clearance and Buffered Hypertonic Saline Solution
Talbot, Andrew R. MD; Herr, Timothy M. MD; Parsons, David
S. MD
From the ENT Department, Sydney Hospital (A.R.T.), Sydney,
Australia; and the Division of Otolaryngology (T.H., D.S.P.),
University of Missouri School of Medicine, Columbia, Missouri.
Editor's Note: This Manuscript was accepted for publication
October 14, 1996.
Send Reprint Requests to David S. Parsons, MD, University
of Missouri School of Medicine, One Hospital Dr., MA314,
Columbia, MO 65212, U.S.A.
ABSTRACT
Nasal irrigasyon asırlar boyunca etkiniğini kanıtlayacak
bilimsel hiçbir veri olmadan kullanılagelmiştir. 10 yıldan
beri, David S. Parsons, akut/kronik sinuzitli ve sinüs cerrahisi
geçiren hastalarda tamponlanmış hipertonik tuzlu su ile nazal
irrigasyon uygulamaktadır. Belirgin bir sinonazal hastalığı
olmayan gönüllüler üzerinde basit bir çalışma yürütülmüştür.
Herhangi bir nazal irrigasyon kullanılmadan önce hastalara
kendi kontrolleri için bir mukosiliyer klirens sakkarin testi
uygulanmıştır. Hastalar daha sonra normal tuzlu su (%0.9)
irrigasyonu veya tamponlanmış tuzlu su irrigasyon solüsyonlarından
birisiyle nazal irrigasyon uygulamışlardır. Ayrı bir günde,
kontrol testi tekrarlanmış, takiben diğer solüsyon ile irrigasyon
ve ikinci mukosiliyer klirens sakkarin testi uygulanmıştır.
Sonuçlar tamponlanmış hipertonik tuzlu su ile nazal irrigasyonun
mukosilier aktiviteyi iyileştirdiğini, normal tuzlu su (%0.9)
ile irrigasyonun ise böyle bir etkisinin olmadığını göstermiştir.
GİRİŞ
Bir asırdan fazladır doktorlar sinonazal rahatsızlığı olan
hastalarına nazal irrigasyonu önermektedirler. Hastalara
semptomlarda bir değişiklik oluşturduğuna dair hiçbir kanıt
olmamasına rağmen çeşitli ve farklı solüsyonlar önerilmiştir.
10 yıldan fazla bir süre boyunca, David S. Parsons, hastalar
tarafından evde çok ucuza yapılabilen bir solüsyon kullanmaktadır
(Tablo1). Sonuçlar, hastaların cevap oranlarına göre bakıldığında
ümit verici görünmekle beraber istatistiki olarak eksikler
bulunmaktadır.
Cerrahi bir operasyon geçirmiş olsun ya da olmasın, kronik
sinüzit geçmişi olan tüm hastalara, tamponlanmış hipertonik
tuzlu su ile nazal irrigasyon uygulamaları önerilmiştir.
Nasal irrigasyon sekresyonların, debris ve intranazal krutların
temizlenmesine yardımcı olmaktadır. Bu aynı zamanda postoperatif
dönemde yapışma riskinin azalması ve ostiomeatal açıklığın
sağlanması açısından önemlidir.
On yıllar boyunca doktorlar sıklıkla (bazen orta derecede
alkali bir solüsyon şeklinde tamponlanmış olsa da) “fizyolojik”/“normal”
tuzlu su (%0.9) reçetelemişlerdir. Hipertonik bir solüsyon
ise osmolar içeriğin difüzyonu sayesinde ödemi azaltabilmektedir.
Bu durum mukosilier klirensi (MSK) artırmakta ve sinüs boşluklarının
açıklığını sağlamaktadır. Meyers ve ark. tarafından hayvan
trakeal mukozası üzerinde benzer bir tamponlanmış hipertonik
solüsyon ile yapılan invitro çalışmalar 2 mukosilier
klirenste 12 kat artış olduğunu göstermiştir.
Bu çalışmanın amacı invivo olarak mukosilier klirensin
bir tamponlanmış hipertonik solüsyon (%3, pH 7.6) kullanımı
ile belirgin olarak artıp artmadığını normal tuzlu su (%0.9)
ile karşılaştırarak belirlemekti.
SONUÇ
Tamponlanmış hipertonik tuzlu su, hem kronik hem cerrahi
sonrası, sinus hastalığının tedavisinde önemli bir ek yöntem
oluşturmaktadır. Tamponlanmış hipertonik tuzlu su normal
tuzlu su (%0.9) ile karşılaştırıldığında mukosilier geçiş
zamanlarında iyileşme gözlenmiştir. Tamponlanmış hipertonik
tuzlu su ile irrigasyon yöntemi kronik ve postoperatif sinüs
hastalarında kullanılmalıdır. Diğer rinitliler, akut sinusitliler
de dahil olmak üzere bu solüsyon ile düzenli irrigasyondan
fayda sağlayabilirler.
Literatürün tamamını MS Word formatında indirmek için (sağ)
tıklayınız
|